22 Şubat 2015 Pazar

Eski Kış Geceleri

0 comments
 İsmail Detseli'den..
Son yıllarda hızla gelişen teknolojik aletlerin çocuklarımızı ve torunlarımızı nasıl bizden örf ve adetlerimizden kopardığını düşünerek kahroluyordum ki, yavrusu üniversitede okuyan bir yakınım evladı ile gelip bana “İsmail abi çocuğuma geçmişten, kış gecelerinden kültürümüzden anlatmanı rica ediyorum ne dersin?” dedi. Bu sözlere o kadar sevindim ki anlatamam. “Hay hay” dedim delikanlıya sordum “Yavrum geçmişten neleri merak ediyorsun neleri anlatayım sana?” “Amca bana örneğin bir kış mevsimini nasıl geçirirdiniz nelerle meşgul olurdunuz, kışın gündüz ve geceleri nasıl geçerdi ne işler yapardınız?”
Anlattım. Kışa hazırlık kışın bitimi ve baharın gelişi ile başlardı. Baharla köyümüzün kırsalındaki çayırlar uyanmaya başlayınca meralar taş gazel gibi şeylerden temizlenir, büyük çaylardan akıp giden sular arklar vasıtası ile o meralara yöneltilir bol bol sulanır, otlar haziran ayında yeşil olarak biçilir evlere taşınırdı. Kış için malımız yedirmek için kurutulup hazır edilirdi.
Bundan sonra güzden ekilmiş olan ekinler Temmuz’da hasat edilir harmana çıkar ve düğen sürüldükten sonra harman savrulur, tahıllar ve samanlar evlere taşınırdı. Ekilen bostanlardan soğan, patates, mısırlar ve diğer sebzeler hasat edilir kimisi kurutularak kimileri değişik işlemler ile kış yiyeceği olarak evlere taşınır, pancardan, üzümden pekmez kaynatılırdı. Bahçelerimizdeki olgunlaşmış cevizler ağaçlarından uzun sırıklarla çırpılıp evlere getirilir, bunun yanında tarla ve bahçelerimizdeki yabani ve doğal meyveler aslına uygun olarak kak olarak kurutulurdu.
Artık güz mevsimi gelmiştir dağlarımızdaki Allah’ın bir lütfu olarak kendiliğinden yetişmiş olan meşe ağacının pelitleri, kırmızı ve sarı alıçlar, dağ armutları (ahlat) yaban erikleri (yonuz eriği), itburnu (kuşburnu), böğürtlen cinsinden dikenli bir bitkinin gül tohumları, bunlar güzün olgunlaşır, onları toplayıp evlere getirirdik. Kaynatma sonrası oluşan hoşaflık doğal gıdanın yanında armutların sap ve iç tohumlarını temizledikten sonra kilimler üzerine serip güneşte güzelce kuruturduk. Bunların yanında güneşin ısısı azalmadan tahıllar yıkanır ya tam senelik ya da altı aylık olarak yıkanıp kurutulan buğday arpalar değirmende un yapılmak üzere hazırlanırdı. Bunun yanında buğdayların özenle seçilen kısmından bulgurluk ve yarmalık yapılacak 200 kilo kadar ayrı tutulur bulgur kaynatılıp kurutulduktan sonra köyümüzün birçok mihenk yerlerinden bulunan geniş taş dibeklerde ağaçlardan yapılmış özel tokmaklar ile gençler tarafından dövülürdü. Kabuğu alınır, kış gecelerinden sadece eğlenmek için gençler tarafından el değirmeninde çekilerek doğal bulgur, pilav yapmak üzere yine ham buğdaydan yapılan tarhana için buğday da el değirmeninde çekilirdi. Bostan sulamaları bittikten sonra sular boşa çıkınca değirmenler çalışır ve unlar öğütülür.
Ormandan davar ve sığırlara kışın yedirmek için meşe yaprakları kesilerek evlere taşınıp kurutulur, samanlıklara taşınarak kışa hazır olurdu. Ardından kış yakacağı olan ormandan odun taşınması da günlerce sürerdi. Kış geceleri akşam oturmalarında eğlencelik yiyecek olarak ağaçlardan toplanıp saman içerisine saklanarak taze özelliğini kaybetmeyen alıç, toprağa gömülen çıkarıldıktan sonra soba üzerinde kebap yapılan pelitlerin yanında, köyümüze has bir bitki olan ya turşu olarak ya da demet yapılarak kışa saklanmış halde yemeye hazır şifa deposu gılappa olmazsa olmazdı. Un öğütmeleri sona ermiş olan değirmenlerde o kurutmuş olduğumuz yaban armudu ve çuvallar dolusu ocaklarda özel olarak patlatılmış mısırlar değirmene götürülüp öğütülür. Bunlar mısır unu armut unu yapılarak daha nohuttan yapılan kavurga buğday kavurması misafirlere sahanlarda sunulur hem kış eğlenceliği hem de bazı hastalıklara şifa olarak kullanılırdı.
Artık kış bastırmış kar yağmış, mallar ve insanlar evlere girmiştir. Alaturka saatler kullanılır akşam saat 12’de yatsı ise 1.30’da kılınırdı. Uzun kış oturmaları gece saat 6-7’leri bulurdu. Sabah kalkan evin fertleri kimisi odun ocağında bulamaç veya tarhana çorbasını hazırlayıp sarımsaklı mis kokusuyla sofrayı hazır ederdi. Bir kısmı damlardan karları kürürdü. Sonra sokak çeşmelerine yol açılarak davar, sığırlar sulanır, yemlenir; hanımlar ev işlerine bakarken evin genç ve olgun yaştaki erkekleri gündüz oturması için arkadaş gurupları oluştururdu. Yine akşam yemeği sonrası evin hanımı ve çocuklar komşu oturmasına giderken erkekler yaş guruplarına göre yaşlı orta yaşlı ve gençlerden oluşan baranalar kurulur kış boyu pişmaniye ve arabaşı gibi ikramlarla arkadaşlar kış sohbeti yaparlardı. Gençler av kararı alırlar tavşan ve keklik avına giderler vurulan avlar ise sayısına göre ikişer üçer aileler birleştiği sofralarda yenirdi. Özel doldurulup mangal ateşinde pişen tavşan eti ovalanmış ve hafif tereyağında kavrulmuş olan bazlama ekmeğin ovması üzerine tavşan etleri dağılarak her ferdin kaşığına yetecek şekilde adilce büyük bir kapta sunulurdu. Yaprak sarması tirit gibi köyümüze has güzel yemekler yendikten sonra ardından nohutlu kişnişli bulgur pilavı yanında kayısı ve erik kurusundan yapılmış tadına doyulmayan hoşafla çok iştahlı yenirdi.
Böyleydi işte eski zamanlar, ama unutulmayan damakta tad bırakan zamanlar… Bir zaman makinesine girip gidebilseydik o günlere…
http://www.memleket.com.tr/unutulmayan-eski-kis-geceleri-18396yy.htm

11 Ocak 2015 Pazar

Benim Kaderim (Konya Türküsü)

0 comments



 
El ile renklendirilmiş bir Konya fotoğrafı

 Konya Türkülerine Balkan Savaşı ve Birinci Dünya Savaşı yıllarında girmiş, oldukça ağıt gibi söylenen içli bir türkü’dür. Bilhassa cepheye giden erler tarafından söylenirmiş. Merhum Selçuk ES, 1934 yılında bir mecliste merhum Çopur İsmail Ağa’dan dinlemiş. Güfteleri:
“Böyleceymiş benimde kaderim,
Karalar bağlasın koca pederim,
Hani benim paşa beğim Haydar’ım,
Kuzuları körpe kalan ağlasın.
Xxxx   xxxx   xxxx   xxxx   xxxx   xxxx
Kır atın üstüne dizlik yayılır,
Ak gerdan üstünde benler sayılır,
Sensiz karayerlere nasıl gidilir,
Azrail’den gayrısına imanmı.
Xxxx   xxxx   xxxx   xxxx   xxxx   xxxx
Babuna’dır, deli gönül babuna,
Koç yiğitler sığamamış kabına,
Al ardıçlı boz meşenin dibine,
Silah çatup kalmamıza ne kaldı.
Xxxx   xxxx   xxxx   xxxx   xxxx   xxxx
Ne oldu Allah’ım bana ne  oldu,
Bahar seli gibi gözlerim doldu,
Ana, baba hem kardaş hasret oldu,
Vatandan mektubum gelmez ağlarım.
Xxxx   xxxx   xxxx   xxxx   xxxx   xxxx
Kara bulut gibi göğe ağarsın,
Sulu sepen gibi yere yağarsın,
Nerde güzel görsen boynun eğersin,
Ecelden gayrısı aman mı canım.
Xxxx   xxxx   xxxx   xxxx   xxxx   xxxx
Sunalar canım hay nazlı, nazlı,
Ak koyun yanı körpe kuzulu,
Bileziğin üstünde yavrum,
Altıda kanber yazılı.


Kaynak: Selçuk ES

26 Aralık 2014 Cuma

Hadîka-yı Marifet Mektebi

0 comments

Hadîka-yı Marifet Mektebi Konya’nın Meram semtinde eğitim-öğretim veren bir eğitim kurumuydu. Okulun ne zaman tesis edildiği bilinmemekle beraber Ferid Paşa’nın valiliği sırasında açılan okullardan birisi olduğu sanılmaktadır. Konya’nın sayfiyesi olan Meram’da Hadîka-yı Marifet Mektebi’nden başka eğitimöğretim vermekte olan iki okulun daha isimlerine rastlanmaktadır. Bunlar; Sayfiye ve Cedidiye mektepleridir. Sayfiye Mektebi’nin 1901 yılı imtihan-ı umûmi cetvelinde üç sınıfı ve hazırlık şubesinde okuyan 30 erkek öğrencisinin bulunduğu görülmektedir. Bu okula ait 1905 yılı imtihan cetvelinde mevcut birinci sınıf ile hazırlık ve inas şubelerinde 16 erkek ve16 kız öğrencinin kaydı görünmektedir. R.1322/M.1906 Konya Salnâmesi’ne göre Sayfiye Mektebi’nde Yahya Efendi adında bir öğretmen görev yapmakta ve okulda 39 öğrenci bulunmaktadır364. Aynı kaynakta ismi geçen Cedidiye Mektebi’nde ise mevcut 29 öğrenciye ders veren Hakkı Efendi adında bir öğretmenin kaydı yer almaktadır. Bu iki okulun açılış ve kapanış tarihleri ile ilgili hiçbir bilgiye ulaşılamamıştır."
Notlar: Alıntı, Kerim Sarıçelik'in Konya'da Modern Eğitim Kurumları (Çizgi Kitabevi, Konya) adlı kitabından yapılmıştır. Üstteki fotoğraf semboliktir.

25 Kasım 2014 Salı

Dutlu Kırı Suyu

0 comments
Şehrin her tarafına aynı evsafta su temin çabası..
Yeni Meram Gazetesi, 1956




26 Ekim 2014 Pazar

Meram Bağlarına Şiirler

0 comments

 
Mazhar Sakman-Konya Divanı/Konya Methiyesi

ALİ MUHLİS BEY (1811-1852)
“Getirmiyor dile hiç, arzuyu bağı vatan,
Safavü neş’ei haletfezayı bağı Meram.
Bütün Meram’ım icra ederken anda müdam,
Eder mi Konya’lı terkü fedayı bağı Meram…”
**
DEVELİ DAYLAK TÜRKÜSÜ
“Eremedim mevasına “vefasına” dünyanın,
Bülbül konmuş sarayına Konya’nın aman aman Konya’nın,
    Develi Daylak, Severler Aylak,
    Sen kimin yarisin, Her yanın oynak.
Develinin acem şalı belinde, aman aman belinde,
Develi kız hovardalar elinde,
    Develi derler, Gerdanda benler,
    Seni seven kimler, Sevmiye yazık,
    Altun bilezik, Kollar pek nazik.
Uzamışsın hay sevdiğim dal gibi aman aman dal gibi,
Gelin geçen selam vermen el gibi aman aman el gibi,
    Meram yolunda, Heybe dalında,
    Uçkur belinde, Kendi halinde,
    Kızlar kolunda, İşler yolunda.
Çek deveci develeri lemse’ye aman aman lemse’ye,
Konyalılar püskül salmış enseye aman aman enseye,
    Ak daylak daylak, Severler Aylak,
    Sen kimin yarisin, Her yanın oynak,
İnce nigarsın, Ehli kibarsın, Aman pek cansın.
Çek deveci develeri harıma aman aman harıma,
Yük vurmuşlar küçücükten toruma aman aman toruma,
    Deveci derler, Pek nazik eller,
    Seni saran kimler, Tombulca kollar,
    Hoş olur dullar, Dökülsün pullar.
Deveci giderse bende giderim aman aman giderim,
Develi kız uğruna bir kan ederim aman aman ederim.
    Gel asumanım, Kaşlar kemanım, Hünü yosif’sin,
    Ehli kibarsın, Aman pek cansın, Saat koynunda,
    Şişe elinde, Aptutol’unda, Rüver belinde.
**
EMİN OĞLAN TÜRKÜSÜ
Kunduranın ökçesine basdılar,
Kollarını arkasından kasdılar,
Kel Emini şu derecede kesdiler,
    Esme rüzgar yolda yolcum var benim,
    Aman şuralarda civan boylum var benim,
Mevtimi yüklettiler kağnı´ya,
Çok yalvardım kabul olmadı Tanrı´ya,
Benden selam söyleyin onyedi benliye,
    Derde derman, yareye merhem kalmadı,
    Çok çağırdım arkadaşlar duymadı.
Allah, Allah diye girdik döğüşe,
Süngümüzün ucu battı gümüşe,
Kurşun geldi, girdi kara Dervişe,
    Esme rüzgar yağma yağmur yolda yolcum var benim
    Şura, şuralarda bura buralarda kömür gözlüm var benim,
Yine Celallandı Meram Bağları,
Bize mesken oldu aman hapis damları,
İdam vermiş bize İzmir Beyleri,
    Derde derman, yareye merhem kalmadı.
    Çok çağırdım, çok bağırdım, aman arkadaşlar duymadı.
Eğrim büyrüm Bermende´nin yolları,
Kardan beyaz o hanımın kolları,
Arap ile Farsça söyler dilleri,
    Esmede rüzgar yağmada yağmur,
    Yolda´da yolcum var benim,
    Şura şuralarda bura buralarda,
    Civan boylum var benim.
Cezayir´in Harmanları savrulur,
Savrulurda sağ yanına devrilir,
Bize kısmet Akşehir´den verilir,
    Derde de derman, yaresine merhem olduğum,
    Çok yalvardım çok söyledim aman kurban olduğum.
**
İNCE ÇAYIR TÜRKÜSÜ
İnce Çayır biçilir mi,
Sular ayaz içilir mi,
Bana yardan vazgeç derler,
Yar tatlıdır geçilirmi aman,
(Sazlar durur mani başlar, maninin sonunda)
             Aman ben yandım, paşam ben yandım,
             Ellerin köyünde şaşırdım kaldım.
Aman ördek yeşil ördek,
Kanadını deşir ördek,
Çift gidersin tek gelirsin,
Hani senin eşin ördek aman.
(Sazlar durur mani başlar, maninin sonunda)
              İa, ia, ia anam ben yandım,
              Meram bağlarında eğlendim kaldım,
              Kız senin gelir diye sözüne kandım.
Elinizden, elinizden,
Kurtulayım dilinizden,
Yeşil başlı ördek olsam,
Sular içmem gölünüzden aman,
          Aman ben yandım,
          Beyim ben yandım,
          Bir vefasız yar için,
          Bağlandım kaldım.
Kırılmış ağaç başım,
Yıkılmış köşe taşım,
Kınamayın hey ahbablar,
Ben beş oğlan kardaşıyım.
           Aman ben yandım,
           Paşam ben yandım,
           Meram bağlarında,
           Şaşırdım kaldım. 
**
MATLUBİ (öl. 1888)
1.                        2.
Bin ikiyüz doksan gelmedi bahar,    Esat paşa gibi gelmedi Vali,
Kullar kusurunu çekecek zahar,        Beş vakit duacı ona ahali,
Niyazım hakkadır, hem leylünahar,    Fukaraya muin olsun kemali,
Sair yıla nişan oldu bu sene.        Arslan paşa medar oldu bu sene..
3.                        4.
Baştan azdı, yine Bakkal esnafı,        Gözler kaldı, fukaranın malında,
Büyüğün, küçüğün yoktur insafı,        Kimi odun, tezek çeker, dalında,
Yılda fasulyenin olmazdı lafı,        Molla hünkaroğlu kendi halinde,
Okkası dört kuruşu çıktı bu sene..    Odunsuz, kömürsüz kaldı bu sene.
5.
Meram bağı oldu, tahtalı dağı,
Kesip yaktılar, pelit ve kavağı,
Verdiler hayvana odun ufağı,
Meram’da sahrasız kaldı bu sene…

**