14 Mart 2014 Cuma

Konya Ekekon gazetesinden iki haber

0 comments
 Ekekon gazetesi, 23 Ocak 1950

Ekekon gazetesi, 9 Ocak 1948

26 Şubat 2014 Çarşamba

Vadi-yi Meram Mektebi Talebe Sicil Umumi Defteri

0 comments

Talebe Sicil Umumi Defterinden Bir Yaprak

29 Ocak 2014 Çarşamba

Unutulmayan eski kış geceleri

0 comments
İsmail DETSELİ'den...

Son yıllarda hızla gelişen teknolojik aletlerin çocuklarımızı ve torunlarımızı nasıl bizden örf ve adetlerimizden kopardığını düşünerek kahroluyordum ki, yavrusu üniversitede okuyan bir yakınım evladı ile gelip bana “İsmail abi çocuğuma geçmişten, kış gecelerinden kültürümüzden anlatmanı rica ediyorum ne dersin?” dedi. Bu sözlere o kadar sevindim ki anlatamam. “Hay hay” dedim delikanlıya sordum “Yavrum geçmişten neleri merak ediyorsun neleri anlatayım sana?” “Amca bana örneğin bir kış mevsimini nasıl geçirirdiniz nelerle meşgul olurdunuz, kışın gündüz ve geceleri nasıl geçerdi ne işler yapardınız?”
Anlattım. Kışa hazırlık kışın bitimi ve baharın gelişi ile başlardı. Baharla köyümüzün kırsalındaki çayırlar uyanmaya başlayınca meralar taş gazel gibi şeylerden temizlenir, büyük çaylardan akıp giden sular arklar vasıtası ile o meralara yöneltilir bol bol sulanır, otlar haziran ayında yeşil olarak biçilir evlere taşınırdı. Kış için malımız yedirmek için kurutulup hazır edilirdi.
Bundan sonra güzden ekilmiş olan ekinler Temmuz’da hasat edilir harmana çıkar ve düğen sürüldükten sonra harman savrulur, tahıllar ve samanlar evlere taşınırdı. Ekilen bostanlardan soğan, patates, mısırlar ve diğer sebzeler hasat edilir kimisi kurutularak kimileri değişik işlemler ile kış yiyeceği olarak evlere taşınır, pancardan, üzümden pekmez kaynatılırdı. Bahçelerimizdeki olgunlaşmış cevizler ağaçlarından uzun sırıklarla çırpılıp evlere getirilir, bunun yanında tarla ve bahçelerimizdeki yabani ve doğal meyveler aslına uygun olarak kak olarak kurutulurdu.
Artık güz mevsimi gelmiştir dağlarımızdaki Allah’ın bir lütfu olarak kendiliğinden yetişmiş olan meşe ağacının pelitleri, kırmızı ve sarı alıçlar, dağ armutları (ahlat) yaban erikleri (yonuz eriği), itburnu (kuşburnu), böğürtlen cinsinden dikenli bir bitkinin gül tohumları, bunlar güzün olgunlaşır, onları toplayıp evlere getirirdik. Kaynatma sonrası oluşan hoşaflık doğal gıdanın yanında armutların sap ve iç tohumlarını temizledikten sonra kilimler üzerine serip güneşte güzelce kuruturduk. Bunların yanında güneşin ısısı azalmadan tahıllar yıkanır ya tam senelik ya da altı aylık olarak yıkanıp kurutulan buğday arpalar değirmende un yapılmak üzere hazırlanırdı. Bunun yanında buğdayların özenle seçilen kısmından bulgurluk ve yarmalık yapılacak 200 kilo kadar ayrı tutulur bulgur kaynatılıp kurutulduktan sonra köyümüzün birçok mihenk yerlerinden bulunan geniş taş dibeklerde ağaçlardan yapılmış özel tokmaklar ile gençler tarafından dövülürdü. Kabuğu alınır, kış gecelerinden sadece eğlenmek için gençler tarafından el değirmeninde çekilerek doğal bulgur, pilav yapmak üzere yine ham buğdaydan yapılan tarhana için buğday da el değirmeninde çekilirdi. Bostan sulamaları bittikten sonra sular boşa çıkınca değirmenler çalışır ve unlar öğütülür.
Ormandan davar ve sığırlara kışın yedirmek için meşe yaprakları kesilerek evlere taşınıp kurutulur, samanlıklara taşınarak kışa hazır olurdu. Ardından kış yakacağı olan ormandan odun taşınması da günlerce sürerdi. Kış geceleri akşam oturmalarında eğlencelik yiyecek olarak ağaçlardan toplanıp saman içerisine saklanarak taze özelliğini kaybetmeyen alıç, toprağa gömülen çıkarıldıktan sonra soba üzerinde kebap yapılan pelitlerin yanında, köyümüze has bir bitki olan ya turşu olarak ya da demet yapılarak kışa saklanmış halde yemeye hazır şifa deposu gılappa olmazsa olmazdı. Un öğütmeleri sona ermiş olan değirmenlerde o kurutmuş olduğumuz yaban armudu ve çuvallar dolusu ocaklarda özel olarak patlatılmış mısırlar değirmene götürülüp öğütülür. Bunlar mısır unu armut unu yapılarak daha nohuttan yapılan kavurga buğday kavurması misafirlere sahanlarda sunulur hem kış eğlenceliği hem de bazı hastalıklara şifa olarak kullanılırdı.
Artık kış bastırmış kar yağmış, mallar ve insanlar evlere girmiştir. Alaturka saatler kullanılır akşam saat 12’de yatsı ise 1.30’da kılınırdı. Uzun kış oturmaları gece saat 6-7’leri bulurdu. Sabah kalkan evin fertleri kimisi odun ocağında bulamaç veya tarhana çorbasını hazırlayıp sarımsaklı mis kokusuyla sofrayı hazır ederdi. Bir kısmı damlardan karları kürürdü. Sonra sokak çeşmelerine yol açılarak davar, sığırlar sulanır, yemlenir; hanımlar ev işlerine bakarken evin genç ve olgun yaştaki erkekleri gündüz oturması için arkadaş gurupları oluştururdu. Yine akşam yemeği sonrası evin hanımı ve çocuklar komşu oturmasına giderken erkekler yaş guruplarına göre yaşlı orta yaşlı ve gençlerden oluşan baranalar kurulur kış boyu pişmaniye ve arabaşı gibi ikramlarla arkadaşlar kış sohbeti yaparlardı. Gençler av kararı alırlar tavşan ve keklik avına giderler vurulan avlar ise sayısına göre ikişer üçer aileler birleştiği sofralarda yenirdi. Özel doldurulup mangal ateşinde pişen tavşan eti ovalanmış ve hafif tereyağında kavrulmuş olan bazlama ekmeğin ovması üzerine tavşan etleri dağılarak her ferdin kaşığına yetecek şekilde adilce büyük bir kapta sunulurdu. Yaprak sarması tirit gibi köyümüze has güzel yemekler yendikten sonra ardından nohutlu kişnişli bulgur pilavı yanında kayısı ve erik kurusundan yapılmış tadına doyulmayan hoşafla çok iştahlı yenirdi.
Böyleydi işte eski zamanlar, ama unutulmayan damakta tad bırakan zamanlar… Bir zaman makinesine girip gidebilseydik o günlere…

http://www.memleket.com.tr/unutulmayan-eski-kis-geceleri-18396yy.htm

29 Aralık 2013 Pazar

Meram'ı seller basardı eskiden

Meram'ı seller basardı eskiden, 
Selçuk, 22 Mayıs 1946

29 Kasım 2013 Cuma

İtburnu, Yonuzeriği, Yabanarmudu…

 İsmail Detseli'den...

Yüce rabbimiz yarattığı canlıların yaşamlarını sürdürebilmesi için sayısız nimetler halk etmiş ve onların hizmetine sunmuştur. İşte bu nimetlerden faydalanabilmek için ekip dikmek bakım yapmak ve sonrasında faydalanmak insanoğlunun elinde. İnsanoğlu emek verip yetiştirirken bazı mahlukat da onun emek çektiği nimetlerden nasiplenecekler. Bu da Allah’ın bir lütfudur.

Hasad zamanı dedik de neleri hasad edeceğiz şimdi. Ya güzden yağmurla ya kurak iken yağmur öncesi ya da baharla toprağa ekilen tohumlar Temmuz Ağustos aylarında büyür olgunlaşır hasat başlar. Bunlar en önemli yaşam kaynağı olan buğday, arpa, nohut, mercimek gibi tahıl ve bakliyat ürünleridir. Bütün bunları bitirdikten sonra en iyi hasad ise bu mevsimde olan hasattır. Hasat edilen şeyler tabiri caiz ise yazın hasat edilen ekmek maddesinin garnitürü yani salatasıdır. Vitamin ve şifa kaynağı ile dolu sebze ve meyve ve sebzelerin kimisi toprağın altında kimisi de üstünde olur.

Yakın zamanda gittiğim köyümün insanları harıl harıl yağmur yaş olmadan yetiştirdikleri ürünlerin hasadı ile meşguldüler. Bunları tarlasından bahçesinden hasad edip evine taşırken de atalarından gördüğü insanlık ahlakına, adabına göre işlerler. Ne gibi? Örneğin ister köylü olsun isterse yabancı olsun yolda, belde kime rastlarsa o hasad ettiği cevizinden, elmasından, armudundan, kavun, karpuzundan mutlaka o insanlara az da olsa verip ölmüşlerinin ruhunu şad etmeyi onları da bıraktıkları mallarının ürünlerinden nasiplendirmeyi yeğlerler.

Toprağın altında yetişen soğan patatesin yanında şimdi toprağın üstündeki o şifalı meyvelerin de toplanarak kimini olduğu gibi kışa saklarken kimilerini marmelat veyahut da başka bir şekilde değerlendirirken küp ve çömleklere doldurup saklanır, kıştan bahara ihtiyacı karşılar…

Bunların en önemlileri arazilerimizin başında kendiliğinden yetişen gülburnu (itburnu veya kuşburnu da denir) yabanarmudu (ahlat da denir) alıç işte bunarı kışa hazırlarken uzun süreli faydalanabilmek için armutların sap ve çöpleri ayıklanır, kurutulur, taze iken tüketildiği gibi kış için armut kurusu yahut armut turşusu olarak saklanıp tüketilir.

Yine insanların boğaz hastalığında çok yararlı olan bir meyve de yaban eriğidir. Yörede yonuzeriği de denir. Bu meyvenin şimdi olgunlaşmış zamanıdır. Onu da hasad edip kışa saklamak çok önemlidir. Gülburnu önce beyaz ve sarı renkli gül açıp sonra gülü kuruyunca olgunlaşan, güzün hasad edilen C vitamini yüklü meyve, kuru olarak saklanıp çay gibi kaynatıp içilirken bilge analarımız tarafından bir büyük haranıda kaynatılarak sıvı hale getirilirdi. Ardından sıkıştırılıp bir ince tülbentten süzülür bir gün güneşte bekletildikten sonra temizce bir küpe, çömleğe konur bahara kadar pratikçe hoşaf yapımında kullanılırdı. Köyde hala bu teknik ve yöntemle yapanlar var. Bu ürün çok leziz ve aynı zamanda vitamin yönünden kuvvetlidir de.

Alıçtan bahsedelim… Bu sene bizim köy tarafında pek yok ya… Yıl seçiyor ya da üşümüş olmalı… Köylüler çiçek zamanında soğuk oldu üşüdü diyorlar. Bu vitamin yüklü meyve de çok harika bir şifa kaynağı… Bundan uzun süreli faydalanabilmek için yine tecrübe konuşur… Bu konuda ellerine su dökülemeyen atalarımızın bize bıraktıkları bilgilerden faydalandık hep. Alıçları samanın arasına sererdik. O samanın içerisinde hiç özelliğini kaybetmeden ertesi yıl yenisi çıkıncaya kadar bozulmadan beklerdi, ben iyi hatırlarım.

Halk dilinde adaçayı olarak bilinen bizim yörede yaylalarda yetiştiği için dağ çayı denilen kışta grip doktoru sayılan çay otunun hasadı da bugünlerde olur.
Böbrek taşı düşürmeye ve daha bir çok hastalığa şifa olan ve bizim bahçelerimizde bolca yetişen gılabba (glabura) olgunlaştı ama o biraz daha soğuğu görmesi lazım hasad yapmak

ÜRÜSÜMDÜ, DEĞİLDİ…

Benim yeni yetiştiğim 1950’li yıllarda kavun karpuzu köyde ekmezdik. Niçin ekmediğimizi sorunca da atalarımız “ürüsüm değil” derlerdi. Yani adet değil bu, görgü yok bizim köyümüzde denirdi. Yani bir şeyin bir yörede yapılmamasına “ürüsüm değil” denirdi.

Hatunsaray divleği çok meşhurdur. İşte biz de bu meşhur divleği köyümüzün ormanı bol olduğu için dağdan getirdiğimiz odunları merkeplere sarar tam 17 km yolu kat edip Hatunsaray’a gider oradan o odunla okkası okkasına kavun karpuz değişir köye getirirdik. Sonraları 1955-56’larda ürüsüm edindik. Köyümüzün arazisine kavun karpuz ekmeye başladık. Ne de iyi etmişiz de başlamışız. Bu ürüne hevesli olan topraklarımız öyle bir karpuz kavun verdi ki hem devasa büyüklükte idi hem de çok lezzetli tatlı idi.

Önceleri köyün uzaktaki kumsal arazilerine ekip yetiştirdik. Sonraları arazilerimizin köye daha yakın yerlerine de ekmeye başladık. Her yerde yetişti bu ürünler. Köyden bize son hasad zamanı olunca irili ufaklı kavun ve karpuz ikram ettiler hanımın kardeşleri. Amanın nasıl bir koku nasıl bir lezzet nasıl bir tat, inanın yemesine bile doyum olmuyor. Allah’ım tadı halen damağımda duruyor sanki. O doğal ürün olan karpuzları kesince kiminin içi kırmızı kiminin sarı hem görsel olarak hem de lezzet olarak bambaşka bir tadı vardı.

Patatesler domatesler biberler soğanlar organik. Katkı yok, gübre yok hepsi de doğal tadında. Soğan yapısı gereği oldukça acı, gözleri yaşartan cinsten. Patates ocağa top olarak vurunca karnı yarılıyor adeta kepeksi bir hal alıyor. Tuza banıp yemesi harika. Soğan ile top pişmiş patatesi peynirle birlikte bazlamaya sıkarak yemesine derman yetmez. Size de tavsiye ederim. Bulun yeyin, afiyet şifa olsun...
http://www.memleket.com.tr/itburnu-yonuzerigi-yabanarmudu-17927yy.htm