4 Ekim 2009 Pazar

Meramdere'de Eskilerden Birkaç Şey

0 comments


Dere hakkında, Merhum Selçuk Es'in Konya Ansiklopedisi'ne kaydettiği birkaç madde...12 cilt taradım başka ne bulurum diye. Başka bulamadım.

ABDULLAH EFENDİ (Dereli) : Konya Merkez Kazası Dere Köyü’nde doğdu. İlk tahsilini köyünde yaptıktan sonra babası Konya’ya getirmiş ve Nehri Kafur Mahallesi’ne yerleşmiştir. Abdullah Efendi, Abdülbasır Efendi Medresesi’ne girmiş, orada Aladağlı Müftü Hacı Ahmet Efendiden ders görmüş ve icazet almıştır. Hattatlığa merak ederek Başaralızade Hatta İbrahim Hakkı Efendiden ders görmüş, güzel yazı yazmasını öğrenmiştir. Bir çok Kur’an-ı Kerim, İcazet, Enam-ı Şerif yazmış, hattı destile yazdığı Mushaf-ı Şerifler’in her birini 25 sarı liraya satmıştır. Halk Abdullah Efendi’nin el yazması Kur’an-ı Kerimlerini istekle alırmış, maişetinide bu yoldan temin edermiş. Hattatlık üzerine bir çok talebe yetiştiren Abdullah Efendi 1337-1921 senesinde öldü, Musalla Kabristanı’na gömüldü..

ALİ EFENDİ (Dere Mahallesi’nden) : Konya’nın Merkez Kaza Dere Köyü’nden olan bu genç Kurtuluş Savaşı’na süvari eri olarak girmiş ve savaşta şehit düşmüştür.

NESİP “HACI” TİRE: 1883 senesinde Konya´nın Merkez İlçe Dereköy´ünde doğdu. Sadrazam İmam Deli lakabı ile tanınan Hacı Ali Efendi´nin oğludur. Dere´da babasının medresesinde okudu, onda yetişti. Uzun yıllar büyük camii müezzinliği yaptı. Daha sonra Yeni Değirmen yanındaki camiinin imam ve hatipliğini yaptı. Yetmiş yaşında 1953 senesinde öldü. Dere Kabristanına gömüldü.

BEY PINARI : Konya Merkez İlçe, Dereköy sınırları içerisinde ve Dereköy Elektrik Santralı’na giden yolun sonunda yani güneyinde ve Dereköy dolaylarında bulunan Mukbil Pınarı’nın hemen güney doğusundaki pınardır. Suyu Mukbil Pınarı suyu ile birlikte şehire borular ile getirtilmiştir. Pınar suyunun 1955 yılında yapılan analizindeki alınan rapor sonucu şöyledir: Su mikyası: 8,5; Asit: Yok; Uzvi Maddeler: Normal miktar; Isı : 14 derece. Konya’nın Mukbil suyundan sonra en iyi içilecek suyu olup, Çayırbağ daha sonra gelir.

SÜTLÜ PINARI: Konya´nın Dereköy´ündeki Mukbil Pınarına üç metre uzaklıkta, bulunan bir pınardır. Mukbil, Beypınarı ve Sütlü Pınar üçü birden dakikada 102 teneke su vermektedir. Mukbil Pınar´ının dakikada verdiği su 58 litre´dir. Sütlü Pınar´ının mikyası mahı on olup, asit yoktur. Hararet derecesi ondörttür.

30 Ağustos 2009 Pazar

Konya'nın Keçe Külahı

0 comments


Saffet ARICI yazdı.
www.hakimiyet.com-30.08.2009
Can canım okurlarım. Aklımla aram iyiyken kendimle baş başayken şöyle bir gerilere gittim. Gözerim, kalburum, eleğim yanımdaydı.
Dağları ufaladım, kayaları yardım, tepeleri düzlere indirdim. Asırlarca önce yığılmış höyükleri eleyip eleğimden geçirdim. Samanını, kazığını, çörünü, çöpünü yele verdim. Süzgecimi kaldırıp altına baktım. Altından Konyamız’ın kocaman keçeli külahı çıktı. Bu külah olayı nedir ne değildir. Ne kadar gerçekçi geçmişi nereye dayanır. Konyamız’da bu söz neden söylenmiş. Kökü nedir nereye dayanır.

Acizâne kendi çapımda inceleme, araştırma yaptım. Konya keçe külahının ta ta Moğollar’ın torunu İlhanlılardan Noyan Sultan’a dayandığını işittim. Kesin kaynak değil gözlüklerimi taktım tarihin akışına tekrar baktım ince ince tekrar tekrar eğildim. İnce eledim sık dokudum. İlhanlıların Kayseri’ye kadar gelip oraları zapt ettiklerini Kayseri’de bulunan Selçuklu kalıntılarını yerle bir ettiklerini gördüm. Ben görmedim gözlüğümle dürbünüm öyle gösterdi.

O günkü İlhanlı sultanı Konya’yı zapt etmeyi kafasına koymuş. Ordularına emir vermiş istirahata çekilin. Yarın sefer var. Yaradanın yarını tükenmez. Çiftçinin karnını yarmışlarda kırk tane ‘yarın’ kırk tane ‘gelecek sene’ çıkmış. Bunu bilelim unutmayalım. Çiftçinin yarınla gelecek senesine ömür yetmemiş. Halk olunduğu yere vatanı alısına dönmüş. İlhanlı sultanı hangi yöne nereye sefer yapacağını yakınlarına söylememiş. Gece başlamış kendisi ve tebaası orduları istirahata, o gece bir rüya görmüş ki adeta korkusundan çatlayıp ölecekmiş. Çatlayıp ölmemek için sabahı diri tutmuş. Sabah olmuş Sultan Noyan tebaasını toplamış. Görmüş olduğu bu korkunç rüyasını anlatmış. Rüyasında öyle sevimli, güler yüzlü, ruhlara tesir edebilen bakışlı, kara gözlü, uzun kaşlı, tombul yuvarlağımsı sakallı, siyahın üzerine beyaz bir çember sarılı olan uzun külahlı mübarek bir zat İlhanlı Sultanı Noyan’ın üzerine ellerini, parmaklarını uyuyan sultanın gözüne sokarcasına azametli bir şekilde saldırır. Eğer Konya’ya gelirsen senin şu anda gözünü çıkarır, canını alırım. Kelleni gövdenden ayırırım der. Sultan Noyan’ın görmüş olduğu bu rüyaya onun ehli ilim sahipleri bir yorum getiremezler. Ben dünkü harp fikrimden vazgeçtim. Bir ilim heyeti hazırlansın Konya’yı ziyarete gideceğiz der. Sultanın o zaman Konya’ya Selçuklu’ya harp açma niyetini anlarlar. Akabinde İlhanlı sultanı iyi biyetle Konyamıza gelir. O günün Selçuklu Sultanı’yla Konyamız’ın ilim ehli erbabını Konya’nın ulemalarını ziyaret eder. Fakat Sultan Noyan bir türlü rüyasında gördüğü o azametli kişiyi bulamaz. Son defa ilim ehli ulemadan Hz. Mevlana’nın oğlu Sultan Veled Hz.’ni ziyaret eder. Ona çaresiz sorar yukarıda anlattığı şekilde bir zatın olduğunu ve onu ziyaret edeceğini, onu ziyaret etmeden gitmeyeceğini söyler. Sultan Veled Hz. de o benim babam Hz. Mevlana idi. İki ay önce hakkın rahmetine kavuştu der. Öyleyse tez elden mezarını ziyaret edeceğim. Onunla görüşüp konuşacağım der. Beraberce mezarın başına giderler. Biri toprağın altında biri üstünde görüşürler. İlhanlı Sultanı veda eder. Kayseri’ye döner. -Hz. Mevlana’nın Konya’ya düşman giremeyeceğine dair duaları vardır-

Dönelim keçeden külah işine şimdilerde keçe külah kayboldu. Köylerimizde ak sakallı kır bıyıklı dedelerimizden hala giyen bulunur. İşte o keçe külah yünden yapılır. Nasıl yapıldığını bilmem. Bebeydim dedem giyerdi onda görürdüm. Keçe külah kışın soğuğu yazın sıcağı geçirmez. Giyildiği zaman serin tutar. Gözleri, alınları, kulakları, yanakları kenarıyla korur. Birinci Cihan Harbi’nde dostlarımızın yenilmesiyle bizde yenilmiş sayıldık. Antalya, Konya İtalyanlara verilmiş. Malum düşman geldiği ve girdiği yerlerde doğru durmaz. Düşmanın geçtiği yerde ot bitmez. Her türlü ahlaksızlığı işlerler. Akla hayale gelmedik olaylar olur. işte o günlerde dedelerimiz Konyamız’ın erkekleri boş durmazlar. Köşelerde sokaklarda nöbet tutan binlerce İtalyan askerini yollarda bahçelerde bulunan kör kuyulara atmışlar. Bu aylarca devam etmiştir. İtalyanlar bakmışlar sabah bıraktıkları nöbetçi asker yok. Bu sırra akıl erdirememişler. Bakmışlar olmayacak Konyamız’la başa çıkamayacaklar. Böylelikle kendiliklerinden geldikleri gibi geriye gitmişlerdir. Gündüz devamlı keçe külah giydiklerinden gece de silah kullandıklarından şu söz İtalyanlardan miras kalmıştır. Gece silahından gündüz külahından sakının Konya’nın demişlerdir. Bu güzel söz o zamandan kalmış tarihe mal olmuş gereken yerine oturmuştur. Fakat bizler bu külahı yerinden almış başımıza geçirmişiz. Birbirimizi öcü böcü göstermişiz. Halk olarak çeşitli densizlikler üç kağıtçılıklar yapmışız. Adına açık gözlülük demişiz. İşimizde, aşımızda, gecemizde, gündüzümüzde birbirimizi hançerlemişiz. Sakın ha Konyalılardan Konya külahı giymeyin yani Konyalılara çarpılmayın. Şeytanın çarptığı ağız düzelir, Konyalıların çarptığı ağız düzelmez. Giyerseniz de temiz giyinin derler. Ben yazan yazar olarak bunlara katılmıyorum. Tabii ki her Konyalı kötü olmaz. Olacak diye bir kaide yok. Çünkü ahlaktan bahsolunmaz istisnalarda kaideyi bozmaz. Bir insan kendisi ne ise karşısındaki de odur. Herkesi kendisi gibi görür. Söyle senin arkadaşını söyleyeyim senin kim olduğunu. Kişi arkadaşıyla ölçülür. Arkadaş tutmakta, dost bulmakta, akraba olmakta titiz davranalım. Gerçekten ayrılmayalım. Arkadaşın dostun iyisi yolculukta, alış verişte, yiyip içmede belli olur. Fiilen keçe külahı pek giyinen kalmadı. Yaptığımız işler al takke ver külah olabilir. Bunlardan sakınalım. Şimdilerde birde piyasamızda 30-40 senedir hakim ‘Kürt işi yapalım sözü’ çıktı. Sözüm kendini bilen, haddini aşmayan, dini İslam’ı yaşayanlara değil. Niyet halis ama hedefler isabet kaydetmiyor. Adam ipin ucunu kaçırmış bir daha onu tutmak zor. İşin ucunda iflas ve ölüm var. Bir esnaftan bir veya iki seneliğine beyaz eşya alınır. Alınan bu malın bedeli ödeneceği güne göre faiz üstüne faiz konarak hesaplanır. Şimdilerde birde kart çıktı. Çok insanları iflas ettirip teneşire yolladı. Buradan veresiye aldı. Başka esnafa borcunu ödedi. Bunun sonu nereye varacak. Birde ayaklı bankalar var onların çoğu köşeyi döndü. Faiz hiçbir zaman iyi bir şey değildir. İyi olsaydı yaradan haram kılar mıydı? Bu yüzden ne yuvalar yıkılmış ne ocaklar sönmüş. Faizi alanda verende helak olmuştur. Gerisini ben bilmem mümkün mertebe onlardan uzak duralım. Duralımda telli turnayı gözünden vuralım. Bir daha böyle oyunlara gelmeyelim. Şifayı Kuran’dan, sünnetten, ehli ilimden alalım. Selamünaleyküm aleykümselam vesselam şen ve esen kalın.

25 Aralık 2008 Perşembe

Meram Dere'ye Tepeden Bakış

0 comments

(Altınapa Barajı: yükseklik 1245 metre)

(Solda Altınapa Barajı, sağda Konya ve aradaki vadi Meramdere.
Yükseklik 1183 metre.)
yükseklik 1088 metre
Google Earth'den...


1 Ocak 2008 Salı

Konya'nın Tükenen Hayat Kaynakları

0 comments
İsmail Detseli, geçmişten bugüne tükenen Meram Çayını ve derelerini yazdı...

Bugünkü yazımda Konyamız için çok önemli olan bir konuya değineceğim. Konya’nın can damarı sayılan ve asırlardır Konya yeşilliğine hayat veren, hatta türkülere konu olan tarihi Meram çayının ne gazel suyu, ne güzel suyu kaldı. O şakır şakır ırmaklardan akarak tarlaya bahçeye bağa ağaca ekine çimene hayat veremiyor oluşunun hazin hikayesi… Şimdi sadece insanların midesine hizmet eder oldu bu güzel çayımızın güzel suyu.

Meram çayı yıllarca Meram’ın, Dere’nin Lalebahçe’nin Dörtokka’nın Harmancık’ın Karahüyük’ün Hasanköy’ün bahçelerine hayat verdi, hatta Sedirler’den Keçeciler’e kuzeyde Yaka’ya ve Hocacihan’a oradan Araplar’a kadar uzanıp sebze ve meyveye lezzet kattı. 1995 yılı itibarı ile önüne gem vurulmuş. Ve bu hizmeti artık sebze meyveden insanlara yönelmiş. İşte Meram’ın yeşilliği türkülere konu eden bu çayını 1967 öncesi baraj yapılmadan ve bir de baraj yapıldıktan sonrası diye ikiye ayırmalıyız. Önce gelin barajdan önceyi ele alıp çayın beslenme kaynaklarını öğrenelim aslında beslenme kaynaklarında şimdide pek kayda değer bir değişiklik yok ama ne var ki. O günün bereketli yağmurları ve dağlarda yayılan sürülerin bıraktığı doğal gübrelerin bu çay vasıtası ile Konya’ya akarak Konya bağ ve bahçelerine serpilip o doğal hormonsuz sebze meyveye ekine bağ bahçeye hayat verişi bir başka idi. En basit örneği de Karahüyük, Harmancık, Lalebahçe, Durunday, Meram ve Dere gibi yerlerde yetişen o leziz Selbasan kavunu, karpuzu, sebze meyvesi idi. Sonra 1967’de Altınapa barajı olarak suya gem vurulunca Konya’ya sel olup gelmesi de bir nevi önlendi. İşte Konya’da adı sık sık duyulan Çakılırmak, Uluırmak, Tırılırmak gibi ırmakların varlığı da artık birer mazi oldu. Önce barajı besleyen dereleri, dağları, çeşmeleri ele alıp, tanıyıp sonra da Konya’daki Meram çayından dağılan ırmakları ve çayları, yaşanan anıları ele almaya çalışacağım. Bendeniz bu konuda büyük bir şansa sahip oldum, Allah’a hesapsız şükürler olsun. Bu barajımızı besleyen dağları ilçeleri ve köyleri çok gezme fırsatım olduğu gibi Konya’nın merkez ilçelerini ve köylerini de uzun yıllar gezme fırsatı buldum. Bu yeşillikle Konya’nın dünyada isminden söz ettiren Meram’a has bir Konyalı kız türküsü buraya uygun düşer değil mi?

Konyalı Kız
Yeşil olur şu Konya’nın Meram’ı

Konyalı kız depreştirdin yaramı

Ayrılığın oku da girdi bağrıma aman

Karlı dağlar yarla açtı aramı

Yüce dağlar yarla açtı aramı

Konyalı kız edalı kız

Yaktın beni belalı kız

Var git çoban var git halimi bildir

Sensiz sona erdi Konya’da bıldır

Ya gel ya beni yanına aldır

Karlı dağlar yarla açtı aramı

Yüce dağlar yarla açtı aramı

Konyalı kız edalı kız

Yaktın beni belalı kız

Bu güzel Konya türküsünden sonra barajın su besleme kaynaklarına gelirsek… Konya’dan baraja varmadan sağa ayrılan yol, beslenme kaynaklarına doğru bizi taşır. Sulutas köyünün batısından doğan bir dere ile başlayıp Küçükmuhsine deresi ve pınarları Ulumuhsine köyü deresi ve pınarları ile yol üstünde bulunan sayısız çeşmeleri geçip en büyük su kaynağına sahip Başarakavak beldesine gelinir. Burayı geçince sol tarafta güneye doğru 7 km içeride bir vadide bulunan (Bulamas) Dilekçi Akpınar aynı köy üçü de (Sadece bu isimleri almıştır) buranında su kaynakları oldukça zengindir. Buradan geç sağda Tepeköy deresi var ama pek verimli değildir su açısından buranın yaylası olan Uzundere yaylasının da suyu yine bu baraja akıyor, solda yine Zaladın (Selahaddin) köyü deresi ve Kalburcu (güneyköy) dereleri de çok zengin su kaynaklarına sahip çaylardır. Bu verimli dere kıyılarında çokça bulunan kavak ve söğüt ağaçları suyu bir nebze engellese de yine de beslenme kaynağı olarak çok mühim derelerdir. Buradan geçelim en verimli dere olan Mülayim deresine… Mülayim köyü deresinin kökeni Derbent’in yüksek dağları olan Temmuz’un 15’ine kadar kar tutma özelliğine sahip yüksek dağlardan aldığı şifalı suları yıl boyu Altınapa barajına akıtır. Yolumuz Mülayim köyüne dönmeden eskiden yol kenarında dereye nazır bir değirmenin varlığı da bu derelerin Yeniköy çayı Hasaniçi koruluğundan inen dereler Sığırcık deresinin değirmen döndürmeye muktedir bir dere olduğunun kanıtıdır. Bu, Derbent’in doğu dağlarının eteklerine varıncaya kadar sağlı sollu verimli ve bol kar tutan dağlarda baraj sularının beslenme kaynağıdır.

Dutlu, Çayırbağı, Mukbil, Beypınarı ve Kırankaya
Şimdi barajın sadece öz kaynaklarının ana damarlarını belirttik ama bunlara ilaveten bir de bu yolun Beyşehir’e doğru barajın sol tarafındaki dereler ve su kaynaklarından söz edersek…

Tarlalarının çoğu baraj içinde kalan bir köy var: Değirmenköy… Bundan 20 sene kadar önceleri bu köyde yaşayan insanlar vardı. Çok da şirin bir Anadolu köyü niteliğinde idi köy.. “Şimdi kimse kalmamış” dediler, beni çok üzdü bu durum. Bu köyün dereleri ve Ulumuhsine köyünün güneyinden akan dereler Kızılviran Dinlenme Tesisleri’nin bulunduğu Erol Güngör Çeşmesi’nden doğuya bakan güneydeki Loras dağının devamı niteliğinde olan ama esas adının Çamurlu İyret olarak bilinen dağlardan akan dereler ve bol karların bulunduğu tepelerin ve Loras’ın eteklerindeki Eberdes yaylasının dereleri Salalı yaylası yanından yine baraja bol ve verimli sular akıtarak barajı besler dedikten sonra barajdan dereye doğru az ama verimli bahçelere inelim ve ilk Konya’da elektrik üreten santralin bekleme evine doğru gelelim.

Dereden inerek Meram’a vasıl olan çay, yıllar öncesi Meram’ın yeşil tepelerini motopomplarla sulayarak Tavusbaba’dan ta Dutlu’daki askeri atış alanına kadar bir yeşil dokunun da ana su beslenme kaynağı idi. Son yıllarda bu tepeleri gezenler zaten kilsi torağa sahip ama burada suyun verdiği güçle ayakta duran ağaçların nasıl bir hal aldığını yakından görüp çok üzüleceklerdir. Daha Meram’a inmeden Dere Mahallesi’nin içlerinden ayrılan ırmakla Huzurevi’nin ve eski Göğüs Hastanesi şimdi Tıp Fakültesi’nin üstünden de geçerek ta Hocacihan bağlarını sulayan ırmaklar Yaka’ya, Aşkan’a akan ve buralardaki bahçe bağlara hayat veren ırmaklar 1950-60’lı yılların ve daha sonraları çok evin yapılması ile aralarda yine de birer parçada olsa bahçe olarak hizmet eden yerleri sulaması hep zihinlerimizde birer hatıra olarak kaldı…

Gelelim Meram Çayı hatıralarına ve o çaydan Konya ortalarına Meram yöresine ve Lalebahçe Karahüyük, Harmancık, Durunday, Hasanköy, Kovanağzı Ve Tırılırmak Uluırmak’tan Karaaslan ve Saraçoğlu’na kadar uzanan kanal ve ırmaklara ve oralarda yaşanan anılara. Ben Meram yöresine daimi ikametli olarak 1978 yılında geldim. Ondan evvel de köy yolumuzun üzeriydi ve zaten semtin yabancısı da değildim.

Lalebahçe’de tuttuğum 6 dönümlük 15 bin metrekare tarla ve bahçeyi ekip dikmek içindeki kayısı armut elma gibi her çeşit meyveden faydalanmak için tabiî ki suya ihtiyacımız vardı. O yıllarda bu semtlerde o kadar sık evler yoktu. Her taraf bahçelik bağlık kocaman bağ puştaları vardı. Bir bağa su girdi mi o koca ırmağın suyu en az 24 saatte ancak sular çıkardı bağlardan. Bunları sulamak için de zaman ve arkadaşlık lazımdı. Biz de mahalleden 6-7 arkadaş birleşirdik ve giderdik meram çayına bent bağlayıp su tutmaya.

Mahalle sakinleri birleşerek nöbetleşe Meram çayında kepenek ve paltolarla yatar, bir kısmımız bendi yıkmasınlar diye beklerken bir kısmımız yolda ırmak takibi yapardı. Bir kısmımızda tarlasını bahçesini sulardı sulama işi biten bir öbürüne haber verirdi. İki, üç, beş gün yardımlaşarak sulama işini tamamlardık. Şimdi bizim ırmak çaydan tutulduktan sonra eski yolu takip ederek gelir Ayanbey köprüsünün karşısından girer orada bir kolu ayrılıp Durunday Anasultan mezarlığının altından Sırrı Sandıkçı’nın bağından Karayühüyük’ün içlerine kadar gider ve Alakova’ya doğru uzardı.

İkinci ayrımı Çakılırmak tarafına gider yine Durunday’ı içine alarak Çakılırmak’tan bir kol daha ayrılır Lalebahçe okul sokağını takiben bahçeleri sulayarak Harmancık yöresine giderdi. Üçüncü ayrımı ise Kazanbendi’den ayrılır bir kısmı Gözönü Çiftliği’nden devam ederek Selbasan’a kadar gelirdi. Bir kısmı da Harmancık sokağını takiben bir kaç kola daha ayrılırdı. Bütün yöre halkı da bizim gibi imece yaparak sulardı, bahçesini tarlasını. Bu ırmakların bakımcısı ve idarecisi olarak baraj yapımından önce de sonra da aşağı yukarı her mahallenin birer havalası yani su sırası gelenlere haber verip onların bağ bahçesini sulamasını sağlayan kişisi vardı. Havala yani havale eden manasına adlandırılan kişilerdi bunlar. Onlar her bağı bahçesi olanın yerlerini bilir ona göre sahiplerine haber verirdi…

Bir gece evimi sular basmış
Bir sabah kalktım ki bizim evi sular basmış. Bahçe içerisindeki evimin temellerinin üzerine kadar su dolmuş. Gece Harmancık’ta imece yapan birkaç kişi sen evvel sulayacaksın ben sulayacağım diye tartışmışlar. Meram çayından çokça tuttukları suyu paylaşamamışlar. Biri gece çıktığı gibi bizim ırmak boyundaki bütün avgas saclarını çekip bizim bahçelere suyu verince sabahlara kadar akan sudan bahçeler dolmuş, evlerimizi de sular basmış. Failini de bulamadık o zararı çektik sineye…

Bunları da çok yaşardık. Eğer ben bu ırmakların bütün hepsini yazıp kollarını ayırsam sayfalar yetmez. Yalnız şunu ifade edeyimki Meram’ın Lalebahçe’nin Karahüyük’ün Harmancık’ın hatta Konya’nın hayat kaynağı bitti, gitti. Bununla beraber tabi yeşillik de bitti. Allah Konya’nın ve Konyalılar’ın sonunu hayretsin. Saygılarımla

(memleket gazetesi)

14 Aralık 2007 Cuma

Fotoğraflar

0 comments

Dimnit Üzümü

Aladiriz Üzümü

Üzüm Küfesi

Camikebir Mahallesi


Kızlar Kayası





Kızlar Kayası

Kızlar Kayası

Kızlar Kayası

Maarif Değirmeni

Suderesi



Aydınçavuş'tan

Aydınçavuş'tan

Santralın havuzu

Santral Sosyal Tesisi

Santral Yüzme Havuzu

Tesislerden görünüm

Çoban

Vadide akşamüstü

Hidroelektrik Santralı-1926

Sanrtala su indiren borular

Santral İç Görünüm

Başka Bir Görünüm

Maarif Değirmeninden Kalanlar

Loras (Noras) Dağı

Kursa Bakış

Kızlar Kayası

Meram'a Bakış

Meramderesi





Büyük Mezarlıktan

Eski Evlerden

Camikebir Çeşmesi