4 Mart 2016 Cuma

Meram ve Konya'ya Dair Şiirler

0 comments



 Meram'a Medhiye

“Getirmiyor dile hiç, arzuyu bağı vatan,
Safavü neş’ei haletfezayı bağı Meram.
Bütün Meram’ım icra ederken anda müdam,
Eder mi Konya’lı terkü fedayı bağı Meram…”
(Ali Muhlis Bey-Konya Defterdarı, d.İstanbul,1811-öl 1852,?)


**
90 Kıtlığına Destan


1.                                                                    2.
Bin ikiyüz doksan gelmedi bahar,           Esat paşa gibi gelmedi Vali,
Kullar kusurunu çekecek zahar,              Beş vakit duacı ona ahali,
Niyazım hakkadır, hem leylünahar,        Fukaraya muin olsun kemali,
Sair yıla nişan oldu bu sene.                     Arslan paşa medar oldu bu sene..
3.                                                                    4.
Baştan azdı, yine Bakkal esnafı,               Gözler kaldı, fukaranın malında,
Büyüğün, küçüğün yoktur insafı,                        Kimi odun, tezek çeker, dalında,
Yılda fasulyenin olmazdı lafı,                   Molla hünkaroğlu kendi halinde,
Okkası dört kuruşu çıktı bu sene..           Odunsuz, kömürsüz kaldı bu sene.
5.
Meram bağı oldu, tahtalı dağı,
Kesip yaktılar, pelit ve kavağı,
Verdiler hayvana odun ufağı,
Meram’da sahrasız kaldı bu sene…

(Konyalı Şair Matlubî, öl. 1888 Konya) 

**

“Konya altı saat, gitgel Konya altı saat
demişler bu değişmez.
Eski köyde yeni adet hiçbir zaman uyuşmaz,
İster kese, ister kısa üç saate erişmez,
Çünkü Konya altı saat neylen gitsen yetişmez,
Erde gitsek, geçte gitsek varmazmıyız Konya’ya,
Göğe çıksak, ay’a gitsek dönmezmiyiz dünya’ya,
Hızlı giden tez yorulur, sonunda kalır yara,
Jet’le gitsek, at’la gitsek altı saat Konya’ya…”

(Mehmet Baki Bolulu,

28 Mart 1969 tarihli “Yeni İstanbul gazetesinden)

**
Takkeli Dağ 
“Güneşin son olarak açdığı titrek yerine,
Erguvani, sarı, mor, pembe, yeşil renklerine,
Sanki medfun gibidir, kalbi derinden derine,
Ebedi zulmetle ağuş, uzanır, Takkeli Dağ...”
(Mucib Avni)

 



14 Şubat 2016 Pazar

Bunları Yazarken Hüzünlendim

0 comments



Meram Çayının gazel suyunu içtim. Son su değirmenlerin öğüttüğü buğdaylardan tandır ekmeği yedim. Uzun soğuk kış gecelerinde neredeyse bütün akrabaları bir araya getiren arabaşı taslarına kaşık salladım. Pişmaniye çeken mahir adamların çevresini kuşatan yârânın sohbetini dinledim. Çetnevirlere gittim. Hocalara perşembelik götürdüm. Çaraşlarda üzüm çiğnedim. Düğünlere çağıran tellal sesleri işittim. Hacı pilavlarına gittim. Güz mevsiminde Hocacihan ve Dutlu bağlarından bozduğumuz üzümleri küfelere doldurdum. Küfeleri taşıyan at arabalarına bindim. Şivlilik topladım. Nalbantları atların ayaklarına çivi çakarken seyrettim. Çerçileri öteberi satarken gördüm. Evlerin tahtaboşları, mabeyn ve hayatlarında çocukluk arkadaşlarımla oyunlar oynadım. Ficce çevirdim sokakta. Eski buğday pazarında un kokan dükkanlarda baba dostlarını ziyaret ettim. Evlerin ambarlarından buğday kokuları çektim burnuma. 
Bütün bunları çocukken yaptım. 
Bunları yazarken hüzünlendim.

25 Ocak 2016 Pazartesi

Kızlar Kayası

0 comments



Ünlü şairimiz Arif Nihat Asya şöyle demiş bu efsane kayalar hakkında;
Kızlar Kayası denen yerde göreceklerin
Kızların olsa olsa kayadan heykelleri
Kendileriyse, akşam, Meram’ı dolaşırlar
Kollardadır belleri.
Bu şiiri  nakleden  Prof.  Dr.  Saim  Sakaoğlu,  “Dere,  galiba Meram’la ortak bir coğrafyaya sahip; Kızlar Kayası. Her anlatanın ayrı bir güzellikle dile getirdiği efsanesi acaba kaç genç kızın gözyaşlarına mâl olmuştur dersiniz. Karşıdan, Meram-Dere yolundan bakılınca sizleri nice hayallere daldıran bu kayalar, yanlarına varıp da elinizi dokunduğunuzda hayatın acı gerçeklerini fısıldar gibidir” diye devam eder sözlerine.
Kızlar  Kayası  hakkında  birbirinden  farklı  söylenceler  mevcut olup nesilden nesile intikal etmektedir. Bu husustaki en kapsamlı araştırmalar Mehmet Önder ve Prof. Dr. Saim Sakaoğlu’na aittir.
Kızlar Kayası aslında, Vadi-yi Meram ile Tavusbaba Tepesi arasında aynı adla bilinen mevkide rüzgâr ve su erozyonuyla oluşmuş, peribacalarını andıran bir yer şekli. Burada bulunan devasa kayalar insan şeklini andırdığından hakkında zamanla söylenceler ortaya çıkmış. İki söylenceden birine göre; Konya’dan Dere’ye bir düğün kafilesi gitmektedir. Gelin, hacet gidermek amacıyla bir çeşit yufka olan şepitle taharetlenir. Allah indinde hoş karşılanmayan bu durum üzerine gelinle birlikte kafiledekiler taş kesilirler. Diğer söylenceye göre de Konya’dan Dere’ye gelin götürülmektedir. Fakat gelinin Konya’da civan bir sevgilisi vardır. Ondan ayırır ve Dereköylü bir gence verirler.  Konyalı genç kara sevdalar içinde beddua  eder ve:  “Bir  daha Konya’ya yönünüzü dönerseniz taş olunuz inşallah” der. Tam yarı yolda gelin Konya’ya döner, bir “ah” çeker… İşte bu sırada bütün kafile olduğu yerde taş oluverirler.[1]
           


[1] Bkz. Saim Sakaoğlu, “Kızlar Kayası”, Meram Dergisi, Aralık 1999, sayı 2, s. 1819

31 Aralık 2015 Perşembe

2015 Sona Ererken

0 comments
Bir takvim yılı daha sona erdi.
Gelecek sene olacaklar hakkımızda hayırlı olur dilerim.




10 Kasım 2015 Salı

Annemden Hikayeler

0 comments

Dere'de bir sokak
Foto: M.ULUTÜRK
Annem Mukadder Hanımın rivayetidir.
I
Höbere..
1960'lı yıllar. Deli cumayıların Miyase, Nâme'nin gelini, Durmuş'un Karısı Fadimana kavga etmişler. Miyase kendisine höbere diyen Fadimanayı mahkemeye vermiş.
Bunların şahitliğine de, Çaltılıların Ekmekçi Kazım'ın Anası Şerif Nene gitmiş. 
Hakim sormuş Şerife Hanım, nasıl gördün? O da, hem gördüm hem görmedim demiş. Ardından üç oğlum var üçü de ekmekçi. Birinin adı muzaffer, birinin adı Kazım öteki de Memet demiş. Hakim, Şerife Neneyi dışarı atmış bu benimle dalga geçiyor diye. Sonra hazıruna höbere nedir ya hu diye sormuş. Höbere, Dereli lügatinde uzun boylu demek. Miyase de uzun boylu. Hakim bir kendine bir Miyase'ye bakmış. E ben de höbereyim o zaman deyip bunları geri göndermiş.
--
II
Atlı doktor..
1950'li yıllar. Dere'ye atının üzerinde bir doktor gelir ve hasta olanı, isteyeni muayene edermiş. Fakat millet hasta olmadığından mı yoksa çekindiğinden mi muayene olmazlarmış. (Adam oysa şimdinin aile hekimi gibi ve ayağınıza geliyor)
--
III
Obabaşı
Dereliler yaylacı olurlardı eskiden. Bunu blogda yazmıştım.
Meğer yaylaların obabaşıları varmış. Bizimkilerin yaylası Erikli olduğuna göre burada da bir obabaşı var. Eriklinin Obabaşısı Hacı Ahmet imiş. (Oğuz geleneği işte)

--
IV
Aşı meselesi 
Ehtiyarların Hasan dede muhtarmış bir vakitler. Aşı zamanı gelince millete duyuru yapılır, aşı olacaklar toplanırlarmış.
--
V
Hacı ziyaretinde ayakkabıdan su içmek
Hacca gitmek bundan 50 yıl öncesinin Türkiyesi için hiç de kolay değil. Parası olmayan gidemez, yollar zahmetli. Günlerce sürer Hicaz'a varmak. Hacıdan gelenleri ziyarete gidenler evden çıkmadan evel bir güzel süslenirler giderler, hacıların ayakkabısından su içerlermiş. (Asıl içerisi hijyenik olmalı dedim. Kelamcıları dinlemeyelim fazla dedim. Bi sürü şey dedim. Kendime dedim. Size demedim.)
--
VI
Hovardalık
Babamın babası Mehmet Dedem hovarda adammış. Satılacak birşey kalmayınca evdeki yatakların yününü satar hovardalık yaparmış. Babası Hasan zengin adam ama oğlu geriye bağ-bahçeden başka birşey bırakmamış.
--
VII
Hastalığı ceviz yaprağı ile tedavi etmek
Ben Çocukken ateşli hasta olduğumda annem sabah gün doğmadan ceviz yaprağı toplar beşiğimin altına serer üstüne yatırırmış. Bir de yorgan gibi üzerime. Derhal iyileşirmişiz. Eczane yok sağlık ocağı yok. Kışın da iyileştirme yöntemi terletmek.
--
VIII
Müfettiş Gelecek
Ali Koş tellal bağırır: gonşular! gonşular! Müfettiş gelecek kapıların önünü süpürün. Herkes, bütün Dereliler kapılarının önünü temizler, sokağı ışıl ışıl ederlermiş. (Müfettiş, Milli eğitimden geliyor dikkat edin. Öğretmene verilen değerin zirvede olduğu günler). Ali koş Gobalaklar'dan. Evi de Tellek bağına giderken yol üzerinde. Ali koş Derenin bekçisi. Diğer bekçiler de Horiyeler'in Zahit Dede, Namidar, Foslakçılar'ın Yakup Dede idi. Ben çocukken Kolcu Memet ile Norilerin Muhammet de Dere'nin kasaba olduğu günlerin son bekçileri idiler.
--
IX
Köpeğin Kabri
Muziplikleriyle bilinen Mustallilerin Mustafa, Kemer değirmeninde çalışmaktadır. Ölen bir köpeği kokmasın diye değirmenin karşısına gömer. Balcıların İsmail Dede alazlama yani kaşıntı olmuştur. Mustalli,  İsmail Dede'ye; ben bir tekke buldum git dua et kaşıntın geçsin der. O da gider mezarı tavaf eder. Dualar okur ertesi gün iyileşir....
---
X
Bezeme Tekkesi
Bezeme tekkesi vardı eski buğday Pazarına yakın. Bezeme olanlar giderdi. Beni de götürmüşlerdi hatırlarım. Siğil mi çıkmıştı, kaşıntı mı vardı.